23 Haziran 2009 Salı
“1920 veya 1925’li zamanlarmış” diye başladı Kara Emine’nin torunu Ramazan Ağa içlenerek anlatmaya. O da şimdi 77 yaşlarında, bana Babaannesinin başından geçen olayı korku ve hüzünle anlatıyor. Aslında o da bu olayları canlı olarak nenesinden dinlemiş.
Göçerliğin yoğun yaşandığı yıllar, daha hala göçer var ama çoğu yerleşik düzene geçmiş. O yıllara göre göçerler daha az Osmanlı yıkılmış, orduları dağıtılmış, düşman ülkeyi yer Okumaya Devam >>
Kategori »Bir Fincan Kahve «
Tek tek tekerleme
Dil üstünde şekerleme
Ebeleme debeleme
Lafı ağzında geveleme
Hay saki huy saki
Ellenmemiş toy saki
Bu dünya bize mi baki..
Söyle şu garson denen beye
Getirsin bize bir kara faki.
Sahip oluver eline
Kemer vur azgın beline.
Az söz düşür kötü diline.
Eğer o dil sürçer ise
Haddini çok aşar ise
Seni koymazlar meclise.
Meclisin havası bozulur.
Lüzumsuz söz edenler
İrfan meclisinden kovulur.
Çıkma iğdenin dalına
Çöğürü vardır Okumaya Devam >>
Toroslar’da yaşanmış bir hikaye
İsmail Detseli Konya folkloru ve hayatı üzerine yine güzel bir hikayeyi kaleme aldı. 1940′larda Toroslar’da yaşanan hikaye şöyle:
Ne ummuştuk ne bulduk
Onca yüke hamal olduk
bir çift çarık uğruna
akşama kadar donduk
Geçmişten acı tatlı anılar vardır büyüklerin dilinde
Eğer oturup kulak verir dinlerseniz dizlerinin dibinde
Bu gün sizlere anlatacağım hikâye toros dağlarının en zirve yerlerinden birinde 1940 yıllarda yaşanmış bir olaydır. Bunu geçenlerde Okumaya Devam >>
Ferfene* Konya ve civarı köylerde çok yapılan bir gelenek ve samimiyete, sevgiye dayanan bir görgü kuralıdır. Bu, bazen topluca ava gidildiğinde vurulan avın etinin arasına ava giden her şahıs tarafından yemekle yapılan bir katkı da olabilir, hiç ava gitmeden sadece evde arkadaşlar arasında çok zor ve leziz yemeklerin yanında çok basit olan bir yemek ve salata gibi ön yemeklerden de oluşabilir. Bunun aslı birlik, beraberlik ve bir nevi sevgi saygı dayanışmasıdır. İşte, ben de bunca yıllık yaşamım boyunca çok kereler bu tür işleri arkadaşlarımla Okumaya Devam >>
Köyünde böyle derlerdi ona: Çarıklı Mehmet… Çarıklıydı ama çok cesurdu, çok sahavetliydi, çok çalışkandı, hem de efeydi.
İsmail DETSELİ
Köyünde böyle derlerdi ona: Çarıklı Mehmet… Çarıklıydı ama çok cesurdu, çok sahavetliydi, çok çalışkandı, hem de efeydi. Çarıklı o yıllarda harpten çıkılmış bir ülke için en basit ve en kolay giysidir. Dağda taşta, çoban olan ve tarlada çift süren insanların çok benimsediği ve hafif olduğu için giymeyi uygun bulduğu bir ayakkabı… Ayağa giyilen yün çorabı çarıkla beslerler, Okumaya Devam >>
