08 Mart 2010 Pazartesi

Hak ve hukuka riayet ağacın meyvesi ve gölgesinin önemi

Yukarda başlığa yazdığım deyimlerden ne anlamalıyız bunlar bize neyi öneriyor. İşte bu yazımda taa eskilere giderek bunların önemine vurgu yapmaya çalışacağım. Bundan 50- 60 yıl kadar önceleri bu günlere göre işlerin çok zor olduğu buna karşılık vücudumuzun aldığı gıdaların yeterli olmadığı. Ziraatın teknolojiden yoksun ve sadece insan ve hayvan gücü ile kara sabanla yapılmaya çalışıldığı örneğin bir içecek suyun bile evlere en az 150 200 metre uzaklıktaki köy çeşmesinden testilerle getirildiği yıllardı. Hele narenciye kısmı portakal ve mandalina limon gibi, meyvelerin senede bir defa evlerimize ancak 2-3 kilo girdiği yada hiç alınmadığını alınsa bile onu tüketmeden ziyade ancak sadece koklanarak faydalanıldığı yıllardı. Köyümüzün uzağında olup ormana yakın olan tarlalarının ağacın yokluğu pek hissedilmezdi. Çünkü tarlanın civarında ya da başında bir ardıç veya meşe ağacı bulunurdu gölgelenmek için ama köyümüzün civarlarındaki tarlalarda sıcağın yakıp kavurduğu orak aylarında başlarında bulunan yaban armudu yaban eriği ve badem ağaçlarının bu zor yılların verdiği zorluklu ziraatın yapılmasından dolayı kara sabanla ek orakla biç eşekle eve çek yılları. Ufak bir tarlanın başında en az bir gün ekin biçme veya ekin ekme dönemlerin de ekine saatlerce orak salladıktan sonra o ağacın gölgesinde ki testiden bir su içip gölgesinde bir saat dinlenmenin keyfine diyecek olmazdı. İşte bunun için o elleri öpülesi merhum atalarımız ağaca çok önem vermişler ve uzun ömürlü kalabilmesi, için ağacın gerekli bakım ve budamasını yapıyorlardı. Hatta atalar ahrete intikal ettikten sonra arazi kardeşler arasında bölünse de tarlanın başındaki ağaçlar ve meyveleri eseri bina olarak adlandırılıp varisler arasında bunların ortaklığı ilelebet devam ederdi. Yaz bitip de güz mevsimi geldi meyveler olgunlaştı mı hısım akrabalar dayılar emmiler teyzeler halalar birbirlerine haberleşerek filan bahçedeki cevizi toplayalım ya da filan tarlanın başındaki iğdeyi armudu yaban eriğini toplayalım artık dökülüp gitmeden derler. Hem bir araya gelirler beraber yerler içerler topladıkları meyveyi cevizi bademi armudu alıç’ı bölüşürler ve dua ederler koyup gidenlerimiz nurda yatsın Allah ım bereket versin diyerek de mallarının bereketli olmasını dilerlerdi Allahtan. Bunların en zor olanı cevizin hasadıdır. Sebebi ceviz ağaçları çok yüksek olduğundan işin ehli olmayan çıkamaz ağacın tepesinde duramaz sırık denilen indirici çıbığı sallayamaz onun için bu işi bilen biri bulunur ona cevizler dalından çırptırılır. Toplanan cevizler bir yerde öbek yapılır üçe bölünerek indiren adama silkici hakkı diyerek 3,1 verilir. Kalanları tekrar toplanır öbek yapılır ortaklar arasında ellerinde bulunan helke veya başka bir sepet gibi kap ile bölüşülmeye başlanır. Önce erkek hisseleri iki olarak verilir gelenek budur erkek asabası denir.(hesabı) yani erkek kardeşler iki alır kız kardeşler bir hisse alır. Kimse de bu bölüşmeden şikâyetçi olmaz atalarından aldıkları gelenek örf adet budur çünkü. Anadolu kırsalında vereseye kalan bahçe ev çayır ve canlı mallara kara mal denir bunlardan erkek evlatlar iki kız evlatlar bir alır. Neşe içersinde güle oynaya cevizleri ve diğer armut badem vb şeyleri bölüşürler bölüşmeden önce eğer çevrelerinden geçenler olursa onlara da çağırıp bir miktar ceviz badem bölüşülenler ne ise veriler ve atamızın canı için afiyetle yiyin derler. Bu güzel haslet bizim o yörelerde hep vardır bilhassa bizim köyümüzde çok yaygındı evinde turfan yayan bir anne konu komşuya taze yağ ile yağlanmış ekmek ve ayran ikram ederken. Bostanından karpuz kavun salatalık domates toplayıp gelen bahçesinden kayısı ve daha değişik meyvelerden toplayan kadın olsun erkek olsun çocuk olsun yolda karşısına gelenlere mutlaka heybesindeki malzemeden ikram eder almak istemeyenlere ise al ne olur. Alt tarafı yemiş yükü gümüş yükü değil ya derlerdi. Bu toplanan badem ve yaban armutları yaban erikleri iğdeler kış kavurgası olarak ayrılır akşam oturmalarında gelen misafirlere ikram edilirdi fazlalıklar şehirde satılıp evin diğer ihtiyaçları alınırdı. Bilhassa o yaban erikleri ve kayısı erik armut kakları kışın hoşaf yapılır tatlısı da güzden kaynatılan pancar pekmezi ile yapılırdı. O zamanın insanları hak ve hukuka o derece riayet ederler nimete saygılı olurlardı örneğin tarlada ekin biçildikten sonra tarla tekrar gezilir ve dökülen başaklar toplanır kurt kuşun faydalanması için bir şerevli başaklı ekin bıkalırdı. Tarla ekilirken sınırların çizilmesine çok dikkat ederler bir karış elin yerine geçmemeye çalışarak haramdan dikkatle kaçınırlardı. Şimdi ise insanlar en kalabalık büyük tarlada bile azami 2-3 saat kalarak işlerini bitiriveriyorlar tarlanın başında ağaç olmuş gölgelik olmamış fark etmiyor zaten traktör römork unun gölgesinden istifade ediyorlar. Onun için dökülen taneye başağa çok önem vermiyorlar nimetin önemini pek önemsemiyorlar. Eskilerin yetiştirdiği o güzelim ağaçları keserek meyve odunu diye şehirlinin hizmetine sunuveriyorlar yani paraya tamah edip ağacın değerini anlamıyorlar. Buda bizim gibi yaşı ilerlemiş insanları üzüyor. Burada bir konuyu anlatmadan geçemeyeceğim 1978 yılında göçüp geldiğimde Lalebahçede tuttuğum kiralık evin bahçesi çok büyüktü meyve ağaçları ceviz ağaçları da haddinden fazlaydı o cevizlerden topladık köyden de toplayıp getirdik ceviz bol bahçeye yığdık yoldan geçen konu komşuya çağırıp bu cevizlerden bol bol yemeleri için ısrar edince. Bizi yeni tanıyan komşularımız yahu bu adamın kafası kırık galiba adam bol keseden ceviz dağıtıyor diyerek ardımdan konuşmuşlar tabi bizim geleneğimiz örfümüz böyleydi. Saygılarımla

Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Sona gidip yorum yazabilirsiniz. Pingleme kapalı.
Yorum Yapın

XHTML: Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>