İsmail Detseli
Ya Tahsin gül, Lailahe illallah Muhammeden resulullah

İmam efendi mezarın başında talkında yukarıda başlıkta yazdıklarımı söyleyince gözlerimden yaşlar dökülmeye başladı; Çünkü içimdeki öz ağlıyordu. Bir söz vardır. Öz ağlamayınca göz ağlamazmış derler, işte benim de özüm ağlıyordu. Benim gibi herkes de üzgündü… Gerek Medaş’taki mesai arkadaşları gerekse doğup büyüdüğü Akören ilçesindeki eşi, dostu, mahalle komşuları ve arkadaşları da üzgündü. Çünkü Tahsin arkadaşım daha çok gençti, yaşı henüz elliye varmamıştı. Nur içinde yat değerli arkadaşım Tahsin. 15 Haziran sabahı saat 9 gibiydi, telefonum acı acı çaldı… Değerli kardeşim Akören dergisi sahibi Muzaffer Tulukçu arıyordu… Üzüntülü bir sesle “abi cenazemiz var can arkadaşın Tahsin Demirgan size ömürler” deyince dünyam karardı. Hakikaten rahmetli can ciğer arkadaşımdı. 1986 yılının Mart ayında tanımıştım kendisini… O zamanlar Konya Meram elektrik kurumu TEK olarak tanıdığımız kurumun müdür muavini Sayın Abdülkadir Gökçen beyin makamında tanıştık o yıllarda Tek müessesinin köy devri olarak bizleri bünyesine alacaktı bu tanışma vesilemizdi. Yöre olarak ta birbirimize çok yakındık o Akviranlı ben ise (Gökyurt) Gilisiralı idim konuşmalarımızda örfümüzde birbirine uygundu hemen kaynaşıverdik.

Çok zaman geçmedi aradan ayni senenin Nisan ayında kulakları çınlayası Abdülkadir Gökçen in yardımları ile ikimizde bir gün ara ile Nisan ayında bu müessesede işbaşı yaptık.

Mesleğimizde ayniydi şofördük ve ne tesadüf dür ki ayni kısımda yani tahsilât servisinde görev aldık.

Rahmetli Tahsin kardeşimde bir eski model jeep bende ise yine 1962 model bir çift kabinli İnter kamyonet vardı. Bunlarla tamı tamına 9 yıl beraber görev yaptık, tabi ben ona göre yaşça çok büyüktüm ama o yetişme tarzı ile insani ve mütevazı yaşamı ile hiçbir zaman saygıda kusur etmedi, bize karşı ve bütün amir ve arkadaşlarına karşı. Herkese ağabey veya kardeşim derdi, çünkü aldığı terbiye ona böyle öğretilmişti ana babası tarafından. Dostluğumuz hep kavi ve sevgiye saygıya dayalı idi. Hatta bir hafta boyu dairde çalışmamıza rağmen hafta sonlarında yine buluşur, sohbet eder konuşurduk, yörenin insanı olduğumuzdan ailelerimiz de çabuk kaynaşmıştı… Ailecek bazı zamanlar oturup konuşur sohbet ederdik. 1990’lı yıllardan bir anımızdan bahsedeceğim… Kardeşim Tahsin’le, yine bir hafta sonu bazı alışverişler yapmak için buluşmuştuk Kayalıpark’ta. Konuşurken ben yerde çok güzel bir yabancı sigara paketi görüp aldım, baktım paket daha henüz yeni açılmış, içersinden bir tane sigara içilmiş… O zamanlar bizim için lüks sayılan paketi ben sigarayı bırakmaya niyetli olduğum için ona verdim ve afiyetle iç dedim. O sigaradan bir tane bile benim yanımda yakmadı “sana karşı ayıp olur” diye ve ardından şunu eklemişti: Abi sen çok iradene sahipsin değil mi, bu sigaradan hiç yakmıyorsun sen bu illeti bırakacaksın, diye gülüşmüştük

Günler böyle geçerken benim günüm doldu, emekli oldum ama Tahsin’le eski dostluğumuz hiç kesintiye uğramadı.

Geçen yılın sonlarına doğru idi, bir arkadaşımla görüşmemizde Tahsin’i sordum, “emekli oldu sanırım biraz rahatsız” dedi. Hemen ilgilendim ve evine gittim, evde yoktu “hastanede” dediler. Tıp fakültesine gittim, verilen adresten sordum izin aldı evine gitti dediler. Evine geldim yine yoktu, evdeki gelini olduğunu öğrendiğim hanım kızımdan telefonunu aldım hemen aradım esprili olarak “yahu Tahsin seni arayan nerde bulur üç dört saattir seni arıyorum” deyince hemen o mütevazi gülüşü ile “ağabey sen nerdesin” dedi. Ben evin önündeyim, dedim abi biraz bekle biz hemen gelmek üzereyiz hanımla beraber dedi. Bekledim eve geldi oturduk uzun uzun hastalığından ve başka anılardan bahsettik kahvelerimizi içtik. Tahsin iyi idi, sık aralıklarla görüşmelerimiz oldu. Ne var ki bu yılın başlangıcından beri kendi sıhhatimde zuhur eden rahatsızlığımdan tedavi için bazı yerlere gidince birbirimizden uzak kaldık. Son görüşmemizde Tahsin her zamanki olgunluğu ile her şeye hazır gibiydi. Hazırdı! Çünkü inanmış insandı hatta son görüşmemizde “Amentüye imanımız var abi, Allah her şeye kadirdir, o her şeyi iyi bilir, ondan gelene razıyız” diyordu. Doğruydu, oysa hepimiz biraz isyankâr değil miydik? Örneğin benim başlıkta “ağladım” dememde belki bir hata idi Rabbimin yanında, çünkü genç veya ihtiyar ölüme ancak o Yaratan karar vermez miydi?

Onun için veren Allah alan yine Allah, ona karşı boynumuz kıldan incedir. Nur içinde yat kardeşim Tahsin, Allah gani gani rahmet eylesin, kalanlara da Allah sabrı cemiller ihsan etsin. Hepimizin başı sağ olsun. O gün şöyle cemaatin kalabalıklığına baktım da şunu düşündüm; insanoğlunun nasıl bir itibara sahip olduğunun bir kanıtı idi, Tahsin bunu zaten yaşarken hak etmişti. Saygı ile 

Not: Benim genelde çok yazdığım bir yazıdır bu tür yazılar. Bunlar birer vefa örneğinin ifadesidir. İşte yine hukukumuzun çok olduğu, ekmek yiyip su içtiğimiz bir kardeşimizin hakkında yazdım. Gazete sayfalarında sadece nüfuzlu ve zengin kişilerin değil bu gibi mütevazi yaşamı olanların da yazılmasında fayda vardır umarım. Bu cenazeden geldikten sonra aldığım bir mailde değerli arkadaşım Muammer Ulutürk hocamın da babasının vefatını üzüntüyle öğrendim. Ancak zaman darlığında cenazeye katılamadım. Bu vesile ile merhuma Allah’tan rahmet başta Muammer Hocam olmak üzere bütün yakınlarına sabırlar dilerim.

Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Sona gidip yorum yazabilirsiniz. Pingleme kapalı.
Yorum Yapın

XHTML: Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>