İsmail Detseli
15 Haziran 2009 Pazartesi

Çağımızdaki yaşam süresi azami 85 sanırım. Yaşamamız boyunca acaba ne kadar dürüstüz, yüce dinimizin emrettiği şekilde ne kadar yaşıyoruz? İnsanlık için ne kadar faydalıyız, dünya ahret kazancımız nedir? Kazandığımız paramız ne kadar helaldir?
Dine inanmış insanlar topluluğuna göre Hıristiyan Müslüman’ı, Müslüman Hıristiyan’ı Yahudiler Müslümanları veya Hıristiyanları kendi inançlarına göre değerlendirip mutlaka karşısındaki din mensubunu cehennemlik olarak görür. Her biri diğeri için “canın cehenneme” derdir. Acaba biz kendimizi bu yaşamımızla öbür dünyada hangi yere layık görüyoruz cennete mi, yoksa cehenneme mi, işte en önemli olanı budur.
Hani halk tabiri vardır. Haram helal ver Allah’ım, kulun seçmez yer Allah’ım. Hesabıyla mı gidiyoruz, yoksa Allah’ın emrettiği şekilde bir şeylere dikkat ediyor muyuz?
İşte bunu günümüzün bilge kişilerinden yetmişlik bir din adamı ağabeyimizin ağzından dinleyelim. Geçmişten örnekler sunarak anlattığı bir anlamlı ve düşündürücü hikâye ile anlattıklarını yazıyorum.
Osmanlı sultanlarından cennet mekân Yıldırım Beyazıt Han Hazretleri o dönemde Bursa’da yaşayan büyük veli, soyu Peygamber efendimize dayanan, Buhârâ’da doğduğu için Muhammed Buhârî, Seyyid olduğu için Emîr Buhârî, Yıldırım Bâyezîd Hanın dâmâdı olduktan sonra da Emîr Sultan denilen zat vardır.
Ulu Cami yapıldıktan sonra Padişah Efendi kendisini huzura çağırıp “Ey Emir Sultan, çok şükür camimiz temam oldu açılış yapmak için seni düşünürüm, bu cumaya hazırlığını yap” deyince emir hazretleri durur. Padişah “ne oldu” der. “Hünkârım bu şehirde benim de hocam olan Somuncu Baba isminde bir veli kişi varken ben nasıl olur da bu mabedin açılışını yaparım, olamaz” cevabını verir.
Padişah “o da kim?” diye sorunca, “efendim fakirlere akşamlara kadar Bursa sokaklarında somun dağıtan zat” der. “Peki, ona söyle o hazırlansın” deyince padişah, Emir Sultan hocası Somuncu Baba’ya durumu iletir. Haberi alan Somuncu Baba, Emir Sultan’a “ey oğul bunu yapmayacaktın beni Bursa’dan çıkarmak, atmak mı istersin?” diye çıkışır. “Haşa efendim ne haddime” deyince Emir Sultan, Somuncu Baba “işte benim sırrımı halka ifşa edeceksin oysa ben halkın gözünde Ekmekçi Koca Somuncu Baba olarak yer bulmuştum. Öyle de kalmak istiyordum. Ama emir padişahımızdandır o açılışı yapıp hutbeyi irad edeceğim” der.
Ve gün gelir cami, Somuncu Baba tarafından açılır ve duyulmadık, alışılmadık bir hutbe irad olunur ki dinleyenlerin ağzı açık kalır. Bu hutbeyi dinleyenlerin arasında zamanın baş kadısı Molla Fenari Efendi de vardır ve bu güzel hitabetten çok etkilenmiştir. Emir Sultan’a sorar: Acaba bu zat-ı muhterem benim bir ziyaretimi kabul eder mi? Emir Sultan, hocasına teklifi götürür ve kabul görünce de Molla Fenari’ye “ziyaretiniz kabul edildi hocam tarafından” cevabını verir. Molla Fenari bu duruma çok sevinip kısa zaman sonra ziyareti gerçekleştirir.
Ve kısa konuşmalarından sonra Fenari. “Ey ulu şeyhim sizin Ulu Camii’de irad ettiğiniz hutbenizi dinledim, çok etkisinde kaldım. Acaba bu denizler kadar büyük olan ilim deryanızdan bir katre bana da lütfedip bir şeyler verir misiniz?” deyince, Somuncu Baba’nın dilinden şu sözler dökülür: Kadı efendi, benim ahırda bir karakaçan var onun sırtına bin onunla Bursa sokaklarını şöyle akşama kadar bir dolaşıp gel. Böyle deyince verilen yükün çok ağır olduğunu anlayan Fenari, “efendim çok ağır yükler yüklüyorsunuz, acaba daha bir ehven iş verseniz” der. Somuncu Baba bu kez “sana Fatiha Suresi’nin tefsirini yazmanı öneriyorum öyleyse, zorlandığın yerde yanındayım” der. (“Bu Fatiha Tefsiri dünyada tektir üzerine başka daha etkili bir tefsir yoktur” der anlatan hoca efendi)
Bunca konuşmalardan sonra Baş Kadı Molla Fenari Efendi Somuncu Baba’ya bir kese altın uzatır “hediyemi kabul et” der. Baba bunu şiddetle reddeder. Altını almayışı ise Fenari’yi üzer “efendi bu benim helal paramdır ne olur kabul buyurun” der.
Bunun üzerine Somuncu Baba oradan bir müridini çağırıp “ey oğul şu altın kesesinin içersinden bir altun alıp gidesin, çarşıdan bir okka arpa alıp gelesin” deyince Fenari yüzüne bakar. Somuncu Baba “dur kadı efendi heyecanlanma, sen diyorsun ki bu benim helal paramdır ona ancak bizim ahırdaki karakaçan cevap verecektir” der.
Arpayı alıp gelen mürid “efendim getirdim” der. Somuncu Baba “siz yukarı çıkın” der yanındakilere, onlar yukarı çıkınca Fenari ile beraber kalırlar ahırda. Somuncu Baba, arpayı karakaçanın önüne döker ve merkebe “haydi ye” der. Arpaya ağzını uzatan karakaçan anırır bağırır, sesi göklere çıkar, hırçınlaşır ve arkasını döner arpanın dökülü olduğu batma da arpanın üzerine küçük çişini yapıverir.
Bunu seyreden Fenari “efendim bilmeden demek ki ne hata işledik de bu paramız böyle haram oldu” deyince; Baba “onu bilemem onu sen çözeceksin, hiç kimse hele bu zamanda parasının helal olduğuna güvenmesin ve kendini çekip çevirsin efendi” cevabını vermiş. Bu hikayeyi anlatan hocama teşekkür ederim. Allah ondan razı olsun. Saygı ile
Somuncu Baba kimdir?
Somuncu Baba olarak bilinen Hamid Hamidüddin (1331-1412), Yıldırım Bayezid zamanında Kayseri, Bursa ve Aksaray’da yaşamış bir mutasavvıftır. Kayseri’nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Anadolu’yu manevi fetih için gelen Horasan erenlerinden Şemseddin Musa Kayseri’nin oğludur. Soyu İslam Peygamberi Muhammed’e ulaştığına ve 24. kuşaktan torunu olduğuna inanılmaktadır. Şeyh Hamid-i Veli ilk tahsilini babası Şemseddin Musa Kayseri’den almıştır. Bilge kişiliği olan Şeyh Hamid-i Veli, ilim alanındaki çalışmalarını Şam, Tebriz ve Erdebil’de sürdürmüştür. Alaaddin Erdebili’den ve Bayezid-i Bistami’nin ruhaniyetinden manevi terbiye almıştır. Allah rahmet eylesin
Dini ve dünyevi ilimlerle ilgili icazet alarak, irşad vazifesi için Anadolu’ya dönmüş Bursa’ya yerleşmiştir. Bursa’da çilehanesinin yanında yaptırdığı ekmek fırınında somun pişirip çarşı pazar dolaşarak “Somunlar Müminler” nidasıyla insanlara ekmek dağıtmıştır. Bu sebeple Şeyh Hamid-i Veli “Somuncu Baba” ve “Ekmekçi Koca” olarak da tanınmıştır. Yıldırım Beyazıd Niğbolu zaferini kazanınca Allah’a şükür nişanesi olarak Bursa Ulu Camii’ni yaptırmıştır.
Ulu Cami’nin açılış hutbesini Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri okumuş, hutbede Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamıştır. Bu olağanüstü hutbeyi dinleyen cemaat Şeyh Hamid-i Veli Hazretlerine büyük bir teveccüh ve tazim göstermiştir. Manevi kişiliği ve bilgelik yönü ortaya çıkan Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri şöhretten korktuğu için talebeleriyle birlikte Bursa’dan ayrılarak Aksaray’a gelmiştir. Aksaray’da Hacı Bayramı Veliyi dünyaya ve ahirete ait ilimlerde eğiterek yetiştirmiş, irşad vazifesi için Ankara’ya görevlendirmiştir. Şeyh Hamid-i Veli kabri Malatya’nın Darende ilçesinde Somuncu Baba Camii’nde bulunmaktadır

Bu yazıya yapılacak yorumlardan haberdar olmak için RSS 2.0 beslemesini kullanabilirsiniz. Sona gidip yorum yazabilirsiniz. Pingleme kapalı.
Yorum Yapın

XHTML: Şu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>